Hesabınız yok mu?
Uye Girisi
ZATEN... NÜKHET DURU...
Perşembe, 04 Haziran 2009 19:23    PDF Yazdır E-posta

NÜKHET DURUTürkiye’nin sahip olduğu en büyük seslerden birisi Nükhet Duru. 70li yıllardan buyana ayakta kalan ve her zaman kendini yenilemesini bilen bir isim. Kadın denince akla gelebilecek her güzel şeyi barındıran ve üretmeye devam eden bir ses. Bir yandan sahnede şarkılarını söylüyor, bir yandan televizyon projeleri yapıyor, bir yandan da Nükhet Duru Collection için atölyesinde modeller yaratıyor. Hayatınızı etkileyebilecek önerileri, düşünceleri ve yeni albümü “Zaten”in ipuçlarıyla Nükhet Duru karşınızda.

Size hep sorulan “Nasıl hep böyle güzel kalıyorsunuz” sorusu bir klasik oldu değil mi?

Ben aslında güzel kalmak için değil sağlıklı kalmak için verdiğim emeğin karşılığını deforme olmayarak aldım diyebiliriz. İnsan kendine sağlığı açısından özen gösterirse; yaşam biçimine, uykusuna, yediğine, içtiğine dikkat ederse daha az eskimesi mümkün. Çünkü ben uzun bir iş hayatı planladım kendime. Bu işi yapıp bir zaman sonra çekilip evimin kadını olayım istemedim. Hayatım boyunca şarkı söylemek, sanat dallarının çoğuyla uğraşabilmek için yola çıktım. Çok kararlı bir çocuktum. 11 yaşında kararımı vermiş 14 yaşımda da uygulamaya koymuştum. Kararlarım, düşüncelerim ve konuşmalarım çok kesindir. Yıllar içindeki söylemlerime bakıldığında birkaç kelime değişiminin dışında, söylediklerimin aynı olduğu görülebilir. Hayata istikrarlı bir yaklaşımım var. Tabi bunda genetik kodlarımın, ailemin, kendime hedef edindiğim algıların da çok önemi var. Bu yüzden kendimi kendimden yapmış biriyim diyebilirim. Herkes bunu yapabilir, bu öğrenilebilir. Mutlu olmak ve mutlu etmek gibi. Benim en fazla dikkat çeken yanım; bir insanı görünce kocaman gülümsememin eksilmemesi ve insanlara her şeye rağmen sevgiyle yaklaşmamdır. Herkes gibi benim de yaşadığım üzüntüler, yıkımlar ve ayrılıklar var tabi ki. Bütün bunlar benim insanlara olan tavrımı değiştirmez. “Çok akıllıyım” diye yukardan bakmadığım gibi, “çok bitkinim, kötüyüm” diye de kimseyi buna ortak etmedim. Ilımlı görüntü ve reaksiyon vermeyi başarabildim. Olayların kendinden çok verdiğimiz tepkiler bizi yıpratır.

Güzelliği kozmetiğe bağlamıyorsunuz o zaman?

Evet. İnsanlar kalkıp “bu güzelliğinizi neye borçlusunuz?” gibi tek bir soruyla gelince ben yaratıcılıklarının bir sebepten dolayı azalmış olduğunu düşünüyorum. Hiç kimse, olmadığı gibi uzun süre görünemez. Demek ki ben buyum ki bu kadar yıldır farklı görünmedim. Olduğum gibi davranıyorum. Yaşam biçimim, ruhsal yaklaşımlarım ve yıllar içinde biriktirdiklerim yüzüme, gözüme, tenime yani her şeyime yansıyor. Buna inanırsa insanlar, öyle yaşamaya başlarlar.

Kafada ve kalpte mi bitiyor yani bu güzellik durumu?

Kafa, kalp ve biraz bilgiyle değişebilecek yaşam biçimi. Ne yenmeli ya da yenmemeli, hangisi çiğ hangisi pişmiş olmalı gibi şeyleri insanlar öğrenebilir. Mesela atölyede herkes yemekte köftesini püresini yedi, ben yarı pişmiş bir kabakla yeşil salatamı yedim. Ama içinde hindi proteinim de vardı. Diğerleri gibi beslensem damarlarımın içi daha çabuk dolacaktı. Bu da yorgunluk, cilde yansıyan bir eskime, kırışıklık olarak geri dönecekti.

NÜKHET DURUBunu böyle “güzel” kalabilmek için mi uyguluyorsunuz?

Hayır, diğer yemekleri sevmiyorum zaten. Ben neyi çiğ yersem ondan o kadar zevk alıyorum. Akşam oturdum televizyon izlerken kıtır kıtır ayşe kadın fasulyesi yedim mesela. Yoğurdu da koy üstüne, maydanoz ve tuz ekle bak bakalım ne kadar lezzetli oluyor. Karnabahar da şahanedir, badem gibi tadı.

Peki bu durum ilk günden beri böyle miydi yoksa zamanla mı bu hale geldiniz?

İçgüdüseldi aslında. Herkesin yediği şeyleri bir türlü sevemezdim. Çok acıkınca sırf beni tok tutsun diye çikolata yerdim. Ama sonra bir kitapla tanıştım. Bu kitapla beraber bu konuların dibine inme ihtiyacı hissettim. Zaten hiçbir konuyu ucundan tutamam, beni tatmin edecek bilgiye ulaşana kadar devam ederim. Bu yüzden herkesten önce sağlık bilgilerine ulaşıp, sebze ve meyvelerle tanıştım. Benden görüp denemeye başladılar insanlar. Bundan 30 yıl önceki röportajlarımda bile otlarla saplarla yapılmış yemekler anlatan bir genç kızdım. Herkes gece kulüplerinde hangi içkiyi denesem derken ben doğal içecekleri keşfetmeye çalışıyordum. Bazı insanlar her gün spor yaptığım için mi böyle iyi göründüğümü de soruyor. Hayır, her gün spor yapmıyorum ama o kadar çok hareket ediyorum ki. Boşta kaldığımda hareket etmeyen yerlerimi hareket ettiririm muhakkak. Her tarafım sıkı kalıyor böylece. Kendime sahip olmayı seviyorum, ileri yaşta da kendime bakabilmeyi istiyorum. Uzun ve sağlıklı yaşayarak oğluma daha yakın olayım istiyorum. Oğlumla ne yaşasam kardır diye bakıyorum hayata. Bu yüzden kaçık bir annenin yapabileceği ne varsa yapıyorum ve bundan zevk alıyorum. Bunu yaparken yanıma birini de katabiliyorsam bunu başarı olarak algılıyorum.

Nükhet Duru’nun mutfağında ne pişer?

Mutfağım da çok farklı benim. Televizyon programında genel geçer kurallara kendi alışkanlıklarımı da ekleyerek uymaya çalışıyordum. Aslında ben onları pişirmiyorum, çiğ yiyorum. Yaşamsal besinini pişirip posaya döndürmek, sadece bağırsak yumuşaklığı için sebze yemek gibi geliyor bana. Hâlbuki sebzenin içindeki selülozik yapı, mineraller, çiğ haldeki suyu cildime iyi geliyor. Ben 50 yaş kadını cildine sahip olmadığımı ve bunu estetikle yapmadığımı da biliyorum. İnanmak istemeyenler “6 ayda bir estetik oluyor” diyebilir. Ama 30 yıllık resimlerime bakarlarsa çok az değişim olduğunu, bunun da saç, makyaj ve doğru duruşla, diş değişimiyle ilgili olduğunu anlayabilirler. Tabi iyi niyetle bakarlarsa, kötü niyetlilerse de canları sağ olsun. Eğer deforme olsaydım göğsümü gere gere nereme ne yaptığımı söylerdim. Çünkü ben görsel bir iş yapıyorum. Tabi ki kendimi iyi hissetmek isterim, bunda utanacak bir şey yok. Makyaj yapmak gibi bir şey bu.

Göz önünde olan biri olmasaydınız durum ne olurdu?

Bunun seçimini baştan yaptığımdan bu durumla barışmayı da öğrendim. Her şeyi ışıklar altında yapıyorum. Onu mu gizleyebileceğim? Bir bankacı hanımın bir flörtü olsa birkaç akşam yemeğe çıksa olay olmaz, kimse de duymaz. Ama ben daha acaba olur mu diye denemek için yemeğe çıktığımda “bir süredir beraber olduğu iş adamıyla…” diye haber çıkıyor. “Öyle değil” desem konu büyüyor, “öyle” desem bana yazık oluyor. Bundan kaçamıyorum, öyleyse barışmalıyım dedim. Hastaysam, yüzüm gözüm şişse bu şekilde insanların içine çıkma hakkımın olmadığını düşünüyorum. Bu zamanında seçilmiş bir şey çünkü. Hemen toparlanıp beni bildikleri şekle en yakın hale gelmem ya da çıkmamam lazım.

NÜKHET DURUBu durumda kendi hayatınızdan fedakârlık yapmış olmuyor musunuz? Ya da artık bunu kendi hayatınız olarak mı kabulleniyorsunuz?

Bununla yaşamaya alışıyorum. Bu budur ve değişemez benim için. Herkes böyle bakmıyor. Havaalanında olsun, bir mekânda olsun; resimde güzelliğini dakikalarca seyrettiğim ünlü yıldızların bakımsız, akşamdan kalmış hallerini görüyorum. Bu da onların hakkıdır belki ama benim için değil. Uçağım sabah 7deyse ben 4.30da kalkar yine hazırlanırım. Bir saat daha uyuma hakkım yok. Madem bu kadar bakımlı olarak takip ediliyorum, ben bu unvanı verenlerin yüzünü kara çıkaramam.

Bununla beraber her geçen gün sorumluluğunuz da artıyor mu?

Elbette. Ama bu bana galiba en yakışan şey. Ben evde bile biraz bakımsız olduğumda oğlum “bu ne hal, bir şey mi var” der. Evde bile kendimi bırakamıyorum. Ömrüm olduğu kadar da böyle yaşamayı umut ediyorum. 80 yaşıma geldiğimde bile annem gibi gözümde bir kalem, dudağımda ruj olan bir kadın olmak isterim. Hayata karşı sevinci sönmemiş biri olmak isterim.

Sizin gibi olmak isteyen bir sürü insan var. Bunu insanlara yol gösterecek başka bir platforma taşımayı düşünür müsünüz?

Eğer bu öğretilebilir bir şeyse bunu Milli Eğitim Bakanlığıyla ve akademik kariyeri olan hocalarla beraber bir sertifika çerçevesinde bir öğrenim merkezi haline getirmeyi düşünüyorum. Benim nasıl bu şekilde yaşadığımı herkesin dinleyecek vakti yok. Bunu üç aylık bir sürede anlatıp benimsemelerini sağlayabilir ve pratikte de gösterebilirim. Bir olay karşısında çok zor sinirlenirim. Olaylar karşısında sükûnetimi ve zarafetimi korurum, bu da bir özveridir. Herkes sinirlenince cam çerçeve kırmayı bağırıp çağırmayı bilir ama beni kimse ağlarken görmez.

Böyle bir kurs açılsa katılan kişi ne öğrenip çıkar?

Tevazuyu bir tarafa bırakırsak, kadın gibi kadın davranışını öğrenirler. Bu davranış; eşiyle, çocuğuyla münakaşa ederken bile değişmemeli. Yani bir kadın hayatın her konumunda kadın olduğunu unutmamalı. Genel zarafet koşulları da geçersiz artık. Kadınlar hala sofra hazırlamayı, çatalı bıçağı nereye koyacaklarını bilmiyorlar mesela. Herkes çalışma hayatı nedeniyle yoğun ve birbirlerine zaman ayıramıyor. Geçen gençlerin içinde yer aldığı bir tartışma programı izledim ve hayretler içinde kaldım. Çocuklar ellerini kollarını nereye koyacaklarını bilmiyorlar, konuşamıyorlar. Soru soramıyorlar bile. Erkekler de zarif bir kadın görünce nasıl davranacağını bilemiyor. Aşağılasa mı konuşsa mı saygı mı gösterse sussa mı? Çünkü gerçekten mesafeli davranan bir kadın erkeği ezer. Bu yüzden bunu hayata geçirmeyi öğretebilirim.

Mesela 70’li yılların kadınından bugünün kadınına gelirsek, kadınlar neyi yapmayı unuttular ya da vazgeçtiler?

İnsanlar olarak değerlendirmek lazım bunu. Koşulsuz sevmeyi unuttular. “Beni sinemaya götürürse onla çıkarım, bana araba alırsa onunla sevişirim” demeye başladılar, her şeyin bir şartı ve fiyatı oluşmaya başladı. Hayat şartları da bunu desteklemiş olabilir. Ancak her şeye rağmen bir mağara adamının içgüdüsel, gerçek sevgisini özler oldum. Adam burada “seni seviyorum” diyor, kapıdan çıkıyor başkasını seviyor. Sevmek değil o, bir arzu nesnesini başka bir şeye döndürmek. Anneler bile çocuklarına “sen daha iyi notlar alırsan seni daha çok severim” diyor. Ne kadar yanlış. “Sen ne olursan ol evladımsım, ama böyle bir şey olursa senin adına sevinirim” denmeli. Çünkü çocuk o tahsili kendi adına yapıyor. O da koşullu sevmeyi çocuğa öğretmiş oluyor.

NÜKHET DURUBiraz da yeni albümden bahsedelim. Daha önceki işlerden farklı hissettiriyor mu?

Hiç öyle hissetmiyorum, hiç heyecanlı değilim. Yaptığımın bilincindeyim, ortaya bana yakışır şarkılar çıkaracağımı hissediyorum. Ben bugüne kadar yaptığım işlerin çok azını sevmeyerek reddettim. Bu öyle bir şey değil. Ben arkasında belge bırakması ve gücü varsa periyodik olarak albüm yapması gereken biri olduğumu düşünüyorum. Bugün değilse de yarın kıymetimin çok iyi anlaşılacağını biliyorum. “Biteceksiniz, bayılacaksınız, yılın hitini yaptım” gibi bir şeyler söylemek istemiyorum artık.

Bunu söylemekten ne zaman vazgeçtiniz?

“Gece Saat On İki” albümünden sonra vazgeçtim. Beğenirlerse dinlerler beğenmezlerse dinlemezler zaten.

Bir küskünlük mü var peki?

Küskünlük değil de müzik camiasındaki süregelen haksızlıklara bir isyan var diyebilirim. Küskünlüğü çok yaşadım ama bir yere varamadım. Genç insanların pişebilmesi ve bizim kadar deneyim sahibi olabilmeleri için bir platform yok. Stüdyoya girince kaç saat okuyabilirler? Bir şarkıcı bir atlet kadar kondisyonuna, boğazına, gücüne dikkat etmelidir. Banyoda şarkı söyler gibi şarkıcı olunmaz. Şarkıcılık ciddi bir meslek, bir performanstır. Üç buçuk saat boyunca bozmadan şarkı söylemek öyle kolay değil. Burada tevazu göstermem. Yeni arkadaşlarımın kendini sınayacağı, canlı müzik yapabileceği yer yok. Canlı müzik yaptığında da orayı işletenlerin sizin üzerinizden acele servet kazanmak isteyip, gelen müşterinin cebinin boşalmasını sağlamak gibi bir derdi oluyor. Bir albümde birini dinlemekle canlı dinlemek apayrı şeyler.

Peki, “Durup Dururken” albümü diskografinizde nerede duruyor?

Hoş bir renk benim için. Çok modern, benim diskografime bakıldığında sıra dışı. Aslında ortamla ironiyle şakalaştığım bir şarkı da vardı içinde ama herkes onu başka algıladı. İnsanlar düşünme özürlü olduğundan gereken mesajı alamadılar. Anlaşıldığını düşünmüyorum. Ama ben çok beğendim o işi. Dizaynı, kapak tasarımı, tekniği, solist kaydı, bol remiksleriyle modernizmin ortasına oturdu.

Yeni albüm “Zaten” hangi döneme daha yakın? Yine Mete Özgencil’le çalıştığınız için “Gümüş” albümüne mi?

“Gümüş” son albümlerim arasında en fazla satan, en lezzetli albümlerinden biridir. Sıcaktır. Keşke içinde daha fazla Mete şarkısı olsa bile dedirtir bana. Yakın denebilir. Mete ile birlikte yeni albümde sözlerin üzerinden geçerken sivri olmayan daha derin olan sözleri seçmeye çalıştık. Mete’nin söylemleri serttir bazen. Buradakiler sert değil ama çok net.

Tamamen Mete Özgencil şarkılarından mı oluşuyor?

Evet, 9 ya da 10 tane şarkısı olacak. Mete bunu hak eden bir sanatçı. Hayata karşı, kendine ait bir duruşu var ve bu değişmiyor. Yanındaki insanlara başarı getirebilen biri. Küserse de çekip gider kimseye söylemez, benim gibi biraz. Ben O’nun biraz daha ılımlısıyım. Kısacası insan olarak beni etkiler. Bir de arkamdan” Tanışıp çalıştıktan sonra kırılmadığım ve hayal kırıklığına uğramadığım tek yıldızdır” demiş. Bu önemli.

AHMET KAMİL TAŞKINRöportaj: Ahmet Kamil TAŞKIN

Son Güncelleme ( Perşembe, 09 Temmuz 2009 18:06 )
 

Yorumlar  

 
0 #1 kadir 2011-12-18 17:12
ben'mle evlen'rm's'n
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile