| "KIRMIZILI KADIN" - (KİBARİYE) - 2. BÖLÜM | ||||
|
|
İkinci sıradaki “Konuşsana Bir Tanem” ise ilk şarkının tam aksine, daha bir dinleyişte tokat gibi çarpan, çok etkili bir şarkı. Şarkı sözlerinin tıkış tıkış sıralanmadığı şarkılarda Kibariye gönlünce basıyor hecelere ve bu söyleyiş biçimiyle yüreğimize daha çok dokunuyor. “Konuşsana Bir Tanem” tam da böylesi bir şarkı. Seksenli yıllarda Müslüm Gürses, Gülden Karaböcek ve Harika Avcı’nın da seslendirdiği bu şarkı, Kibariye’nin sesiyle bambaşka bir anlam kazanmış ve albümün de en iyi şarkılarından biri olmuş. Gerçi piyanonun ön planda olduğu düzenlemesiyle şarkı, sıkı Kibariye takipçileri için biraz fazla batılı duruyor; bu yüzden de kolay algılanmayabilir hatta klip çekilmiş olmasına rağmen albümde öylece kıyıda köşede kalan şarkılardan biri de olabilir ki öyle olursa gerçekten yazık olur. Üçüncü sırada Tan imzalı bir şarkı var. Tam da Demet Akalın ekolünden bu şarkının Kibariye’nin albümüne günceli yakalasın diye konulduğu çok belli ama artık bu tarz şarkılarla Demet Akalın’ın kendisinin dahi günceli yakaladığı söylenemez. Kaldı ki “zeki kadın” olduğu için değil, saflık derecesinde temiz olduğu için gönüllerde taht kurmuşken, bu şarkıda anlatılan hikayenin Kibariye’nin dilinde inandırıcı olduğunu söylemek de mümkün değil. * * * “Buz”, tam da “artık sıkıldık” diye düşünürken, Kibariye’nin sesinde kelimesi kelimesine yeniden hayat bulmuş. Soner Sarıkabadayı son bir yılda sayısız şarkıcıya beste verdi. Şarkı sözü dizimi, kullandığı teknik ve melodik yapı benzerlikleri nedeniyle artık onun şarkılarını, etiketini okumadan tanır hale geldik. Hatta işin tuhafı, şarkılarını kim söylerse söylesin (Sertab hariç), biraz onun gibi söylüyor ki en çok da böyle ayırt ediliyor Soner Sarıkabadayı şarkıları. Dolayısıyla, kimselere vermeyip kendi seslendirdiği “Buz” da hafızamıza onun sesiyle neredeyse kazındı. Hal böyleyken, Kibariye’nin gırtlağından başka bir lezzetle yeniden yeniden dinleyebiliyor ve asla sıkılmıyorsunuz. Aynı şey, “Buz”un hemen ardından gelen “Yanayım” için de geçerli. Zaten alabildiğine Roman havalı bu şarkı, Kıbrıs menşeli Babutsa’nın fevkalade keyif verici versiyonundan sonra, Kibariye’nin dilinde de gayet yerinde tınlıyor, yabancılık çektirmiyor. Albümün en güzel şarkılarından biri var sırada. Sözleri Aşkın Tuna’ya, bestesi Coşkun Kıvılcım ve Ali Yılmaz’a ait “Elimdeki Resmin”, Kibariye’nin seksenli yıllarda seslendirdiği “has arabesk” şarkılara benziyor. Bu şarkı 2005 yılında yayınlanan Cengiz Kurtoğlu albümü “Ayrılık Saati”nde de yer almıştı ama ismi ve nakaratı dışında iki şarkı arasında hiç benzerlik kalmamış ve Kibariye versiyonunda şarkı adeta yeniden yazılmış. Bu şarkıya çok pes seslerde başlamasına rağmen hiç zorlanmadan istediği notalarda dolaşan Kibariye, en dik seslere çıktığında da tüylerimizi diken diken ediyor ve şarkının hakkını sonuna kadar veriyor. “Elimdeki Resmin” sonbaharda çekilecek bir klipin desteğiyle, kolaylıkla dillerde dolaşan bir şarkıya dönüşebilir. * * * Klişenin kralıydı belki ama, aslında doğruydu. Kibariye’nin yaşam öyküsü gerçek bir Külkedisi masalı gibiydi ve elbette konumuz Kiboş’un 1995 yılında yayınlanan “Külkedisi” adlı albümü değildi. Nüfus kağıdına “Bahriye” yazılmasına rağmen, ailesi doğduğu günden itibaren ona “Kibariye” demiş, ilk duyduğunda herkesin yadırgadığı bu isim, sanıldığı gibi enteresan bir sahne adı olsun diye sonradan konulmamıştı. Daha çocuk denecek yaşta pavyonlarda şarkı söylemeye başlamış, bir süre sonra onu her gece pavyona getirip götüren taksi şoförüne aşık olmuş ve onunla evlenmişti. Sonra bir gün o günlerde organizatörlük yapan eski Beyaz Kelebekler üyesi Cengiz Akyüz, Kibariye’nin elinden tutacak, ve onu İzmir’de çalıştığı Çağlayan Saz’dan alıp, İstanbul’daki Stardust gazinosuna transfer edecekti. Kibariye şöhreti çok hızlı yakalamış, kısa sürede tüm olan bitene kendisi bile inanamamıştı. Ne var ki en sıkıntılı günlerinde bile mutlu olmasını sağlayan yuvası, şan, şöhret ve para sahibi olduktan sonra artık eskisi gibi olmayacaktı. Düzenli bir işi olmayan, Kibariye’nin menajerliğini yapan kocası, zaman içerisinde artık o eskiden sevdiği adama benzememeye başlamıştı. Kibariye her şeyden çok bir çocuk istemekteydi. Oysa bir türlü çocukları olmuyordu. Kocası bunun sebebinin Kibariye olduğunu söylemiş, o da buna inanmış, bütün arzusunu ve özlemini içine gömmüş, bağrına taş basmıştı. Şarkı söylerken mutlu oluyor, şarkı söyleyerek bütün sıkıntılarını unutmaya çalışıyordu. Sonra ne mi oldu? Az sonra!.. DEVAM EDECEK YAVUZ HAKAN TOK, TEMMUZ 2010, İSTANBUL
Yazının 1. bölümünü okumak için tıklayın!
Yazının 3. bölümünü okumak için tıklayın! |
| Son Güncelleme ( Salı, 10 Ağustos 2010 23:40 ) |


