|
Kalbi kırık çocukluğunun, tekme tokat hıçkırıkların, bir bütünüydü küçük Yıldız; o da herkes gibi bütünün parçalarından biriydi.
İzmir’in füsunkâr sokaklarında büyümüştü, daha doğrusu büyümeye çalışmıştı. Çok kardeşli bir evdi onunkisi, kıt kanaat geçiniyorlardı. Bazen o kıt kanaatlik bile yetişmiyordu. Daha küçücük bir kızken sokaklarda buldu kendini, çalışmalı ailesine katkıda bulunmalıydı. Felek Yıldız’a tokat atıyordu; bazen de karşısına geçip onu daha derin acılara evlatlık olarak veriyordu. Bu yüzden ergenliği acımasız geçti; taa o günlerden acılı bir gençlik-çocukluk arası melez yansıma gözlerine yapışmıştı. Yaşıtları sıcak yataklarında uyurken, okullarda eğitilirken o buz gibi yatağında ya da kimi zaman yerde uyuyup sabahın olmasını istemiyordu ama nafile sabah oluyordu. O yine yollara düşüyor gecelere kadar çalışıyordu. Genç yaşında yorgundu ama gençlik hayalleriyle şarkılar söylüyor en acılı şarkılarla çevresindekileri etkiliyordu.
* * *
Bir gün aşk kapısını çaldı, evde kimse yoktu, o da kalktı kapıyı açtı, aşkı buyur etti. İlk görüşte aşktı onunkisi ve ani bir kararla evlendi. Samanlığa yakışan bir aşktı onların ki, para yok, pul yok ama sapasağlam aşk vardı. Derken aşk hastalandı sapasağlamlığını yitirdi, cılızlaştı ve meyve olarak da Yıldız’a bir kız bebek hediye etti. Bebeğe genç kızlık zamanlarında hayran olduğu ve aşkının filizlenmesine kasetlerdeki sesiyle yardımcı olan Sezen Aksu’nun ismini verdi. Hayat o kadar tuhaf ki! Yıllar sonra hayranı olduğu Sezen’le yolları kesişecek; hatta bir zaman sonra kavga ederek birbirlerinden soğuyacaklardı... Çok zaman geçmeden cılızlaşan aşkı tamamıyla koptu. Tam bu sıralarda İzmir de bir gece kulübünde şarkı söylemeye başladı. Bir kaç gece program yaparken, söylemiştim size; tuhaf bir dünya bu, masal gibi bir gece Sezen Aksu ve müzisyen arkadaşları onu izlemeye gelirler. Yıldız da bir telaş bir telaş, sahnesi bitmiş bitmesine ama o kırk yılda gelen bu kısmeti sezerek gazino patronuna; ne olur tekrar şarkı söylemek istiyorum, der. Hatta bununla da yetinmez tuvalete doğru giden Sezen’in koluna yapışır; ne olur beni dinleyin, diye... İşte o an olanlar olur ve Yıldız, Sezen’in önünde şarkısını söylemeye başlar. Önce ‘Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam’ adlı Sezen’e ait şarkıyı söyler, sonrasında da acılı ağdalı ‘Adını Sen Koy’ diyerek Müslüm Gürses imzalı bir türkü tutturur. Sezen bu, onun safiyetini oracıkta hisseder (ki Yıldız’ın safiyeti hissedilmeyecek gibi değildir, bunun için Sezen Aksu olmaya gerek yoktur) ve ona telefon numarasını verir, “beni ara mutlaka” der. Yıldız heyecanla telefon numarası yazılı olan kartı alır ve 3 - 4 gün sadece o karta ve feleğin tokat atmadan ona dokunmasına bakar.
* * *
Bir sabah arar Sezen’i fakat bir türlü ona ulaşamıyordur, bu aramaları günlerce sürer. 7 - 8 aramadan sonra bir gün ummadığı bir anda karşıdaki ses ona, valizini toplayıp gelmesini söyler, bu ses Sezen Aksu’ya aittir. Yıldız cevap olarak Sezen’e ‘gelmesine gelirim de, benim orada kalacak yerim yok’ der, Sezen’se bunun üzerine “bende kalırsın” der ve Yıldız telefonu heyecanla kapatır. İşte Yıldız’ın Brezilya yapımı dizilere, Kemalettin Tuğcu kitaplarına taş çıkartacak öyküsü böyle başlar. Hazırlık falan yapacak ne zamanı, ne de eşyası vardır. Küçük bir çantayla ver elini İstanbul der... Dokuz ay Sezen’e vokal yapar, onunla TV şovlarına, gece kulüplerine çıkar. Sonra bilinmeyen bir nedenle yollarını ayırırlar. Yıllar sonra bu iki kadınının arasını bozan şeyin gizli bir aşk olduğu fısıltıyla söylenir, bilemiyorum ben anlatanların yalancısıyım. O dönemlerde Sezen Aksu güvendiği tüm vokalistlerine yaptığı gibi Yıldız’a da bir prodüksiyon yapmaktadır ve onu ‘Tilbe’ diye lanse etmeyi düşünmektedir, hatta Kanal 6 için yaptığı televizyon şovunda Yıldız’ı ağırlar ve onu “Tilbe” olarak anons eder, o şovda Tilbe olarak Yıldız, mavi mini bir elbiseyle ve siyah küt saçlarıyla ‘Yeter’ adlı yeni bir Sezen Aksu bestesini söyler; ama yukarıda anlattığım gibi o gece yaşanan tatsız olayla o prodüksiyon yok olur, Yıldız için seçilen şarkılar Sezen Aksu tarafından Erol Evgin’e verilir.
* * *
Sezen’in evinden mecburen ayrılan Yıldız; dönemin ünlü televizyoncusu Cem Özer’in “Laf Lafı Açıyor” adlı şovunda çalışmaya başlar ve Kenan Doğulu’yla orkestranın solisti olarak beraber şarkı söyler. Gece yarıları da evine döndüğünde kendi kendine besteler yapmaya, sözler yazmaya başlar. Daha önce hayatında şarkı sözü yazmamış, beste yapmamış olsa da Sezen’in evindeyken ona dikkatlice bakması, nasıl söz yazıyor, beste yapıyor diye onu takip etmesi sonucu, işte o günlerde ‘Delikanlım’ adlı şarkıyı yazar, sonra bir kaç yapımcıyla görüşür fakat işleri tam yolunda gitmez. Yapımcılar başta olumlu bakarlarken Sezen’in elini eteğini çekmesinden dolayı Yıldız’a prodüksiyon yapmaktan korkarlar. Derken Bülent Özdemir’le yollarını kesişir ve ağır sancılar sonucu ‘Delikanlım’ adlı ilk albümü doğar. İçindeki öfkeyi, yalnızlığı, hüznü, çocuksu sevinçlerini aktardığı ilk albümü nihayet doğmuştur. “Delikanlım” adlı şarkısı ileride Türk popunun klasiklerinden biri olacaktır. Geniş kitleler tarafından boynuna sarılınacak, hayranları “imza imza” diye peşinde koşturacaklardır.
Bu ilk albümünde ‘Çal Oyna’ adını verdiği şarkıda ‘aklım karışır düşününce seni, sevdim olmadı sövdüm olmadı, yok senin gibisi, nasıl olmalı, öyle tutmalı, esirgediğin eli’ diyerek bir gönderme yapmış, adeta yüreğini yakan birine bağıra, çağıra şarkısını söylemiştir. Bu kişinin Sezen Aksu olduğu dilden dile dolaşır ama kesinlik taşımaz. Sonrasında hayranlarının “evet bu Yıldız tarzıdır” diyecekleri bir tarzı belirgin bir şekilde ‘Dillere Destan’ adlı ikinci albümünde de ortaya koyacaktır, artık milyonlarca insan tarafından hüzünle yoğrulan sesine aşık bir kitlesi ve hüzünlü, tuhaf çekici bir gizemi vardır. Derken şarkı üretiminde iyi bir ilerleme kaydetmeye başlamış artık farklı prodüksiyonlarda da Yıldız Tilbe olarak isim yapmaya başlamıştır. İşte bu sıralarda Tarkan’a ‘Kış Güneşi’ adlı şarkı sözünü verir, derken 3. albümüyle hayranlarının karşısındadır. Bu kez ‘Aşkperest’ adını taşıyan çalışması, özenli besteleri ve tamamıyla Yıldız kokan sözlerle müzik marketlerinin raflarını süslemeye başlar. Bence üzerinden yıllar geçtiğinde daha da değerlenen ‘Aşkperest’ en iyi Yıldız Tilbe albümüdür. O günlerde dışarıdan her şey tıkırında görünse de, Yıldız içten özünden sarsıntılar geçirmekte, yüreğinin 8 şiddetindeki depremine karşı koyamayacak duruma gelecektir. Artık acıyı susturmak bu tuhaf dünya mecrasını azaltmak, dışarıdaki sesleri duymamak için gecenin gizini de koynuna alarak sadece kendine özüne doğru şarkılar yazmakta ve söylemektedir. Bu dönemki şarkılarını da kimsenin bilmesine izin vermeyecektir. Çevrede Yıldız hakkında dedikodu kazanı kaynamaya başlayacak “şöhreti taşıyamadı” diye yerli yersiz dedikodular alıp başını yürüyecektir. Bir gün götürüldüğü karakolda sorgulandığı gece; bütün safiyetiyle her şeye yürek dilinden cevaplar verecek “evet yaptım ” diyecektir. Karakol çıkışı bekleşen gazeteci ordusuna ise cevabı Yıldız’a yakışan bir cevap olacaktır. Gazetecilere ‘Delikanlım’ adlı şarkısının sözlerini mırıldanacak; derken yürek dilini anlamayan, reyting isteyen ve hala soru soran magazin muhabirlerine daha güçlü bağırarak; ‘hafife alma aşk vurur insanı, bu kadar kolay sanma’ diyerek ses şiddetini yükseltecektir. Bu çığlık karakoldan çıkıp arabaya binerken ondan başka şeyler duymak isteyen gazetecilerin ısrarlı sorularına ise önce cevap verecekmiş gibi duracak, onlara gözlerini dikerek bakacak, camını hafifçe aralayacak ve şarkıya yeniden aynı yerinden, bu kez daha da çok bağırarak ‘hafife alma aşk vurur insanı’ diyecektir.
Bu kadın yürek sesiyle şarkılar yazıp, yıllarca kalp sesiyle onları söylemeye devam ederken bir süre sonra deliliğe daha fazla göz kırparak şarkı söyleme stilini tamamen değiştirecektir. Yeni şarkılarına çekilen kliplerinde; değişen sesine acayip danslar ekleyecek ve kimi hayranlarını şaşkına çevirip ondan uzaklaştıracak, kimi hayranlarını da onu daha sıkı kucaklamasını sağlayacaktır. Çevresindekilere artık hayata karşı başkaldıran kadınlardan biri olduğunu hissettirecek, felek ona tokat atarken yeri geldiğinde o da şarkılarıyla feleğe korkusuzca tokat atacaktır.
Cüneyt Asi DURU |
Yorumlar
Kendisine bir kez daha hayran oldum.
Yazınızı okuyup merak ettim acaba Sezen'le hala küsler mi diye ve öğrendim ki hala öyleymiş, malesef. Bu küslüğün sebebinin de Uzay Heparı'yla yaşadığı tek gecelik beraberliğin ardından gidip, bunu Sezen Aksu'ya itiraf etmesi olduğunu açıklamış yakın zaman önce katıldığı bir programda. (Siz zaten duymuşsunuzdur bu haberi ama yazınızı okuyunca merak eden okuyucularınızı n bilgisine sunayım :) )
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.