Hesabınız yok mu?
Uye Girisi
"EFSANE KADIN: AYSEL GÜREL -1" - ESKİCİ
Yazar Cüneyt Asi Duru    Perşembe, 22 Ekim 2009 23:19    PDF Yazdır E-posta

cuneytasiduru“Efsane” diye anılmak kolay değildi, öyle her dişil enerjiye gülümseyip yar olmazdı. “Tanrıça” olmak hele, hiç ama hiç kolay değildi. Bilinen bir gerçek vardı o da sonradan Tanrıça olunmaz doğuştan olunur felsefesiydi. Ve asıl gerçek Tanrıça denen dişi asla rasyonel olamazdı. Genetik kodları doğuştan tanrıçalığı ona bahşederken; zekâyı delilikle bir parça karıştırıp o enerjinin bedene ancak öyle akmasına izin verirdi. Aysel adlı kahramanımız ise bunu doğumundan beri hissedip, bundan aldığı güçle yoluna devam ettiği için işi daha kolaydı. Nasılsa daha küçücük bir çocukken mahallesinde deli lakabı ona boşu boşuna takılmamıştı.

 

 

   MEHTAP AR - AYSEL GÜREL - MÜJDE ARÖnce yalnız başına yürüdü, sokaklardan ana caddelere çıktı. Bazen patikalara göz kırptı, bazense rüyalarında diğer tanrıçalarla bir araya geldi. Fakat düşündeki elbise hemencecik bedenine oturmuyordu. Oysa “Evren” denen kalın dudaklı ona sakın pes etme, yenilme aman ha yorulma, yola devam et diye kulağına ha bire fısıldıyordu.  Birden farketti ki; zaman denen efendi aslında birazcık insafsızdı, bu yüzden biraz daha sığ sularda yüzmeli sonra popüler kültüre en okkalısından öpücük kondurmalıydı. Bunları düşününce birden hafifledi, gereksiz yükten kurtulmuştu. Zaman denen insafsız efendi zaten Tanrıçalığı ona eninde sonunda verecekti, vermezse de kendi bilirdi, Türkiye sınırları içinde ondan daha iyisini bulamazdı. Deli kızımız Aysel’imiz bunları idrak ederek hiç durmadan molasız bir hayata yürümeye işte o küçücük yaşında karar vermişti.

   

 Takvimler 7 Şubat 1929’u gösterdiği gün Denizli-Sarayköy de doğan bu kız bebek ileride deliliğin, çılgınlığın, şarkının, şiirin makamında oturup sabahlayacak bir ruhla dünyaya gelir. Daha önce belirttiğimiz gibi tanrıçalığın doğuştan olduğunu ispatlayacak bir enerjiye sahiptir. Savcı bir baba ile belediye ebesi bir annenin kızı olan bu delişmen kız çocuğu babasının tayini nedeniyle Trabzon’da ilk çocukluk günlerini geçirir. Yıllar sonra ona çocukluğunu sorduklarında ise; çizgi roman kahramanı Heidi gibiydim dağlarda, tepelerde geçen bir çocukluk benimkisi diyecekti. Evlerinin geniş kütüphanesi sayesinde de bir yandan kitapla, romanla, şiirle flört edip; bir yandan kendi tabiriyle Heidi gibi dağ bayır bir tepeden bir tepeye sıçrayarak kadınlığa, deliliğe geçiş yapacaktır. 

 

MEHTAP AR - AYSEL GÜREL - MÜJDE ARLise yıllarında tiyatro tutkusu başlar, ilk kez sahneye Trabzon halk evinde çıkar, Shakespare’in ünlü oyunları Romeo ve Juliet’den juliet’i, ardından Hamlet’den Ofelya’yı canlandırır. Lise bitmek üzereyken oyunculuk tutkusu ağır bastığı için tiyatrocu olmak ister fakat çevresindeki insanlar ve öğretmenleri; “Aaaa artist olup başımıza orospu mu olacaksın” diyerek bu isteğinden vazgeçirtirler. Kahramanımız Aysel’imiz bir süreliğine onların sözünü dinler gibi yapacak üniversite eğitimi için edebiyat okumayı seçip, aklındaki oyunculuk sevdasıyla ver elini İstanbul diyecektir. O zamanlar bilemez ama İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde aldığı eğitim sayesinde öğrendiği birçok kelimeyi, deyimleri, unutulan kimi Türk lehçelerini yıllar sonra şarkılara, şiire ve en önemlisi hayatımıza yapıştırıp hediye edecektir.

 

Yeditepeli kent; ışıklı yıldızlara, tanrıçalara, pop ikonlarına aşinaydı fakat hemen öyle bir anda enerjisini vermiyordu. Dumanını üflediği faniler önce yanıyorlar, yok oluyorlar sonra o yokluk küllerini eğer ki sakladılarsa işte o sakladıkları küllerden yeniden doğuyorlardı, çünkü İstanbul tanrıçasını yaratırken önce yok ediyordu sonra işte diyordu seç hayatını, kutsa tanrıçalığını; sesinden ses, sözünden söz doğur, hadi diyor; sırtını sıvazlıyordu.

  

1952 yılında üniversitede okuduğu yıllarda aklındaki oyunculuk sevdasıyla Beyoğlu’nda dolaşırken her zaman yaptığı gibi; tiyatroların sahnelendiği mekânlara bakar. İstanbul’a ilk geldiği zamanlardan beri ezberinde olan bu mekânlara uzun uzun dalar. Ve o an ani bir kararla Muhsin Ertuğrul’un yönetimindeki Küçük Sahne’nin tabelasını görerek içeriye girer. Heyecanının son noktasında olmasına ve dizleri titremesine rağmen o sırada evrensel bir şey olur; (belki de ilk Tanrıça enerjisi korkusuzca o sırada açığa çıkar) kendinden emin bir şekilde sizle çalışmak istiyorum der. Muhsin Ertuğrul karşısındaki genç kadının güçlü tavrına, özgüvenine şaşırarak, “Tamam neden olmasın” der. Kahramanımızın deli Aysel’imizin, profesyonel sahne serüveni de işte böyle başlar.  

  MÜJDE AR - AYSEL GÜREL Kadınlığını cinsellikle harmanlayıp, zekâyla istop oynayacağı zamansız zamanlara epey süre vardır. Fakat içindeki kadınlık hormonunun ileride bitip tükeneceğine karar vererek “üremeliyim yeni Ayseller dünyaya getirmeliyim” der. Henüz 25 yaşındadır ve gazeteci Vedat Ebrem’e kendi evlenme teklif ederek, nikâh masasına otururlar. Fazla zaman geçmeden 1954 yılında önce Müjde,  3 yıl sonra da Mehtap dünyaya gelir. Fakat bu sırada evliliğinde mutsuzluk rüzgârları da esmektedir. Kahramanımız delimiz Aysel’imiz “Artık ürünlerim var,  şükürler olsun ki yanımdalar ama ben yeri geldiğinde maskülen feminen ya da feminen maskülen biriyim bu yüzden de kocaya ihtiyacım yok!” diyerek yanındaki 2 kız bebekle boşanmaya karar verir. Boşanmanın ardından maskülen feminen enerjisini daha çok kullanarak kızlarına annelik-babalık eder. Yıllar sonra boşanmanın ardındaki zamana 20 açlık yılı diyecektir. Kendi tabiriyle bu 20 açlık yılında kadınlığını cinselliğini unutarak kızlarını yetiştirmeye, fakir olmalarına kıt kanaat geçinmelerine rağmen bunu onlara hissettirmemeye çalışacaktır. Bunda da başarılı olacaktır.

                                                                                                          CÜNEYT ASİ DURU

Yazının 2. bölümü için tık'layın!

Son Güncelleme ( Cuma, 30 Ekim 2009 23:50 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile