|
90’ların sonunda hayatımıza “Aşk Yarası” albümüyle giren Burcu Güneş yıllardır şarkılarını söylemeye devam ediyor. Yeni adımlar atıyor. Son adımı ise “Oflaya Oflaya” oldu. Bu şarkıdan yola çıkarak, zaman zaman geçmişe dönerek, zaman zaman başka boyutlara geçerek bir sohbet gerçekleştirdik. İşte “oflamadan” okuyacağınız bir Burcu Güneş röportajı.
***
Son olarak “Tamamdır”ı tek şarkı olarak yayınladın. Sonra biz bir albüm beklerken bir tek şarkı daha geldi. Artık bu yoldan mı gitmeye karar verdin?
Yok aslında. Zaman zaman böyle denk düşebilir. İlerde sektörde başka bir dönüşüm yaşanırsa ona göre durum değişebilir de. Şu döneme göre bence ben ve benim gibi arkadaşlarımın yaptığı şey gayet uygundur.
“Tamamdır”ın gördüğü ilgi de bunda etkili olabilir mi?
Hakikaten böyle bir stratejim yoktu hatta albüm yapmayı düşünüyordum. Ara uzayınca üretim yapmıyor ve bekliyor gibi algılanmamak adına sürekliliği sağlamak için de bu şarkıyı çıkardım. Bu zamanda bu şart çünkü. Ortada yoksan bi’şey yapmıyor sanılıyoruz. Albümlerimizi alıp, takip edip, ne yapacağımıza bakacaklarına çekilen bikaç videoya göre bizi değerlendiriyorlar. Eskiden bu kadar klibe ve tanıtıma gerek yoktu. Herkes daha heyecanla bekliyor ve ne yaptığımızı fark ediyorlardı. Albüm çıkınca da radyolar başta olmak üzere her şarkının sahiplenicisi oluyordu. İlle klibi olanı değil kendi zevklerine göre sevdikleri şarkıyı çalıyorlardı. Herkesin kendi favorisi vardı, kulüplerde klibi olmayan şarkılar da çalardı.
Önceden radyolar şarkıları belirler şarkıcı klip çekerdi. Şimdi klibi çekilen şarkı çalıyor gibi. Tersine mi döndü işler?
Bir albüm 4-5 kliple desteklenirse ancak algılanabiliyor ve hakikaten güzel iş yapmış deniyor. “Ay Şahit” ve “Ben Ateş Ben Su”ya 3’er klip, “Tılsım”a da 5 klip çekmiştik. En çok algılanan albümüm de “Tılsım” oldu mesela. Bazen şarkıları bizim de vurgulamamız gerekiyor. Ve süreç bizi şu andaki duruma getirdi.
Önceden daha mı cesurdu herkes? Mesela ilk albümünde asla popüler formlara uymayan ama müzikal tarafı daha baskın “Hayallerde Gezginim” ikinci klibin olmuştu. Şimdi bunu yapmak daha mı zor?
Aynen öyle, hiç ticari bir şarkı değildi. Şimdi de bu cesareti gösteren birileri tabi ki var hatta öyle bir ekiple çalışıyorum. O dönemde işi tam olarak sahiplenmiş olup gerisini getirselerdi çok daha güzel olurdu. En basiti “Hep Seni Sevdim” gibi bir şarkım vardı. Daha şirin ve naif taraflarımı gösterebileceğim şarkılarım vardı. “Yaşadık Bitmedi” gibi “cool” bir şarkım da harcanmıştır mesela. “Sen De Vur” da öyle. Şarkılarımın hepsini zamansız görüyorum. Şimdi “Oflaya Oflaya” güzel gidiyor ama benim daha önceki çoğu şarkım da hak ettiği yere gelmedi.
***
Peki en çok hangi albümün için “talihsiz bir döneme geldi ve anlaşılamadı” diyorsun?
“Ben Ateş Ben Su”dur. Felsefi bir albümdü o. Ruhsallığı hem düşünsel hem de kalpsel boyuta taşıdığımız bir işti. Belki bugün çıksa yeni algılanabilirdi. Ben sanki geleceği görmüşüm de o zaman yapmışım gibi. İnsanlar algılayamadı. Ben sabrede sabrede vermeyi öğrendim. İlerde neler olabileceğini hissediyorum. İnsanların dünyası nereye gidiyor anlıyorum. Bence bizim, ülke olarak duygusal problemlerimiz var. Dolayısıyla o problemleri çözmeden ben onlara “pozitif düşünce”den ya da “zıtlıklar”dan bahsettiğimde havada kalıyor. O albümde ben asıl, “hayatta zıtlıklar var, yargılamayın”ı anlatmak istemiştim. Değer yargılarımız oldukça şartlanmalarımızın olacağını, bu şartlanmaların da kendi cehennemimizi yarattığını düşünüyorum.. Hayatımızdaki kişiler, hatta sevmediklerimiz bile, bize ayna tutuyor aslında. Bizi bize gösteriyor. Ben bunu anlatmaya çalıştım o albümdeki cümlelerimde ve şarkılarımda. Yaptığım her işte özenli çalışıyorum.
Son şarkın için “tam istediğim şeyleri yaptığım bir ekiple beraberim” dedin. Eflatun ve Burcu Güneş’in bir araya gelmesi enteresan. Daha önceden Eflatun’un müziğinden haberdar mıydın?
Müziğini duymamıştım, bu bir eksiklik benim için. Kaçırmışım arada. Benim hislerimi bilen ve güvendiğim arkadaşlarıma “benim okuyabileceğim, hissedebileceğim şarkıları kimde bulabilirim?” dedim. Bir sürü sözüm ve bestem var ama biraz daha yorumculuğum ortaya çıksın istedim. Bir de işin her tarafını yüklenmekten sıkıldım. Sözü müziği fotoğrafı klibi.. E ben şarkı söylemek istiyorum sadece dedim. Daha pratik bir şekilde yol almak istedim. Eflatun ilk karşıma çıkan “iyi ki merhaba dedim” diyeceğim isimlerden biriydi. O’nu gördüğümde o enerjiyi hissettim ve “hayatıma hoş geldin” dedim. Ruhuyla, kalbiyle, felsefesiyle bana yakın bir adam.
Şarkı zaten ortak şarkını gibi olmuş ki şarkının sonunda Eflatun’un sesinin daha önde olduğu bir bölüm de var.
O plansız bir şekilde oldu aslında. Şarkıyı kendi kendimize çalıp söyledik ki şu anda duyduğunuz ses de benim ilk demo okumamdır. Son halinde sadece minik dokunuşlar yaptık. Sonradan yaptığım okumalarda ilk duyguyu yakalayamadık daha teknik hale gelmeye başlamıştı. İlki çok samimiydi ve onu kullandık. Eflatun’un sesi de o şekildeydi demoda ve orada kalmasının daha hoş olacağını düşündük. Üstüne farklı fikirler koyduk. Serkan Ölçer’in gitar introsu gayet güzeldi zaten bir de Mustafa (Ceceli) biraz dokununca çok daha güzel oldu.
İnsanlar senden böyle şarkılar duymayı mı özlemişler?
Bence öyle oldu. Son “slow” klibim “Ben Ateş Ben Su” dönemiydi. “Sihirbaz”da işin arkasında durmadıkları için bir tane dışında klip çekemedik. Bu bir ekip işi, sadece benle olacak şey değil. Şarkı çıktıktan sonra gerisi de gelmeliydi.
***
Şarkının 4 tane daha versiyonu var. Remiksleri seviyorsun ki tamamen onlardan oluşan bir albümün de var. Bir şarkının farklı versiyonlarının olması seni başka bir yere daha taşıyor mu?
Elbette, farklı yerlere taşıyor. Bu versiyonları çalabilecek mecralar bence daha da yaygınlaşabilmeli. Slow radyolar sayesinde akustik versiyonlarımızı daha iyi tanıtabiliyoruz mesela. Nasıl ki “JoyTurk” yavaş şarkılar çalan bir radyo, sadece bunu yapan televizyonlar da olmalı. Hatta o televizyon için özel performanslar yapmalıyız. İnsan ruhu değişken sonuçta. Her ruh halinde aynı şarkıyı farklı dinlemek isteyebilir. Kimi akustik dinler kimi dans versiyonunu. Tek tip ruh halinde olamazsınız. İlk versiyonu seversiniz ama 2. Ve 3. Versiyonlar da size başka zaman daha hoş gelebilir. Ki hayat da öyle zaten. Tek bir kalıba girersen bir kafeste yaşarsın. Ne kadar çeşitlilik olursa o kadar iyi olur. Ben bunu kendimde sık sık yaparım. Şimdi ciddi bir şeyler anlatıyorum ama birazdan bambaşka biri olabilirim. Komik bir moduma girebilirim, içimdeki çocuk ortaya çıkabilir. Geçen bir yerde “Bon Jovi”nin “It’s My Life” şarkının alaturka olarak duydum. Darbukalar, kanunlar falan… Bayıldım. Biraz değişince ne kadar farklı bir ruh çıkmış ortaya. Bu kadar çeşitlilik var olmanın tüme varışını anlatıyor bence. Hiçlikten tüme varış gibi. Tek şarkı ama farklı ruhta versiyonlar. Farklı açılardan bakıyorsun, farklı versiyonlar var ama hepsi bir bütün.
Peki bir sonraki hamlen ne olacak? T ek şarkı mı yoksa albüm mü geliyor?
Samimi ve en yalın olabilecek şarkıları toparlıyoruz. Hatta 3-4 şarkının aranjesi bile bitti. Başka ne olabilir diye bakıyoruz. Mümkün olduğunca da çıkarmaya çalışıyoruz albümü.
Ahmet Kamil TAŞKIN
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
|