|
İlk albümleriyle dikkat çeken “Multitap”, her hamlesinde çıtasını yükseltmeye devam ediyor. İkinci albümleri “Özel Birisin”de de kendi tavırlarını bozmadan yeni şeyler söylemeye devam ediyorlar. Selim, Sertaç, Taçkın ve Ali’den oluşan grubu anlamak için onları ve müziklerini daha yakından takip etmek gerekli. Biz de öyle yaptık. Çaldık kapılarını, sorduk sorularımızı. Uzun uzun da konuştuk ama buraya bir kısmı yansıdı. Bu tip röportajlarda tüm grup üyeleri gelmez ama onlar tam kadro oradaydı. Sorulara herkes cevap verdi ve hemen hemen aynı kafada olduklarından cevaplarını tek tek yazmadık, ortak söylemlerini yansıttık. Biraz daha yaklaşın ve sevin bu adamları :)
İlk olarak adınızın okunuşundan başlayalım. “Maltitep” midir “Multitap” mı?
Biz bu işi kapattık artık. Yazıldığı gibi okuyoruz. “Multi” kelimesi de hayatımıza girmiş durumda. Bir alet çıkıyor “multi fonksiyon” deniyor mesela. Biz de artık “Multitap”ız dedik ve böyle gitsin istiyoruz.
İlk albümle ikinci albümle bir sound farkı var. Biraz daha akustik bir tavır var. Bu bilinçli bir seçim mi?
Bilinçli evet. Biz ilkini de isteyerek yapmıştık, elektronik alt yapılar yakıştı. Şarkıları da sevdik bu şekilde. Bunu da akustik yaptık. Bir öncekiyle bağlantısı olmadan yeni bir şey yapar gibi yaptık. Bizim bir “sound”umuz var onu bozmayalım kaygısı yaşamadık. Çok da hoşumuza gitti çaldıkça. Sertaç synth çalardı bu kez piyano çaldı.Formülüze etmiyoruz müziğimizi. 2. Albümü dinleyenlerden bazıları bir “Çıbık” ya da “Battaniyem” var mı diyordu, tabi ki yok. Onları dinlemek isteyen ilk albümü dinler diye yeni bir şey yaptık. Bizi bir araya getiren şeye baktığımızda birleştirenin sound değil hayat tarzımız olduğunu söyleyebiliriz. Aynı evde yaşıyoruz. Yol almaya çalışıyoruz beraber ve bunun temelinde de açık fikirlilik ve özgür ortam var. Şimdi de bunu yapalım, hadi bu şarkıya akustik yapalım deme özgürlüğümüz var. Sonraki adımda başka bir şeye de dönüşebilir ama ne olursa olsun özünde koruduğumuz bir şey var.
Yapıp da “bu çok sert oldu” diyerek çıkardığınız şarkı oldu mu?
Olmadı. Ama şarkılar için farklı düzenlemeler yapmıştık. Mesela “Kızın Annesi” çok daha sertti. Çok sert ve güzel bir şarkı yapsak da çekinmeden koyardık albüme. Çıkardığımız şarkılar oldu ama sertlikten değil. Ki “Aslında Kimse Sevmiyor” tavır olarak sert bir şarkıdır.
Şarkılarda farklı duygular ve sözleri Selim yazıyor. Müziklerse ortak. Önce kim neyi yapıyor da şarkı ortaya çıkıyor?
Önce Selim prototip olarak şarkıyı ortaya çıkarıyor. Sonra beraber şunu ekleyelim ya da şunu değiştirelim diyoruz. Sonra şarkı üzerine müzikal fikirler yaratıyoruz. Hangi enstrüman gider, ritm değişse ne olur bakıyoruz.
Çıkış olarak albümün en yumuşak şarkılarından “Ben anlarım” seçildi. İlk albümden ve arada yapılan işlerden sonra amaç biraz ters köşe yapmak mıydı?
Mevsimin tadını bu şarkı çok iyi yansıtıyordu. Sonbahardı. Herkes hareketli bir yazdan sonra böyle bir şarkıya ihtiyaç duyabilir dedik. Çok sevdiğimiz şarkılardan biriydi. Bu şarkıya mutlaka oynayalım demiştik. Bu sonbaharda çıkmasa bir sonraki sonbahara kalacaktı ve o kadar sabrımız yoktu. Dinleyen herkes farklı tepkiler verdi, ağlayanlar bile oldu. Biz de “bu şarkıda bi’şey var” dedik.
İlk albümdeki şarkılardan da iyi tepki almışsınızdır ama bu şarkınız daha çok insana ulaştı. En azından çoğu radyoda şarkı çalıyor. Radyoda şarkınızı daha sık duymak hoşunuza giti mi yoksa önemli değil miydi?
Elbette hoşumuza gitti. Radyolar çalsın diye yapmadık ama yaptığımız çalındı çok da güzel oldu. Çalmasalar da “bizden çıkan malzeme” bu derdik. Ki her müzisyen şarkısının daha çok insana ulaşmasını ister. Bunda da radyoların payı çok büyük. İstanbul trafiğini düşünün, belki 60 bin kişi araba sürüyor o anda ve radyo dinliyor. Bunun da önemli bi’şey olduğunu yeni yeni deneyimliyoruz.
Peki, diğer şarkıların da aynı ilgiyi göreceğini düşünüyor musunuz?
İlgi görebilecek şarkılar var. Grubu tanımak ve şans vermekle ilgili bir durum bu. İlk şarkıyı seven, “ben bunlara bi şansa vereyim” derse dinlerken o albüme alışır kulağı. Tek şarkımız sevilir gerisi sevilmez korkumuz yok. Ki öne çıkmaya başlayan şarkılar var.
Daha fazla ortada olmak kitlenizi biraz genişletmiştir. Farklı tepkiler alıyor musunuz?
Hiç tahmin etmediğimiz insanlardan tepkiler almaya başladık. Mesela bir teyze ya da orta yaşlı biri olabiliyor bu. İlk albümde bizi dinlemeyen insanlar bunlar. Hatta beğenmeyecek insana kadar bile ulaştı ilk şarkı. Bir başka kitle de ilk albümdeki soundun devamını bekliyordu. “Niye böyle yapmışlar” dediler. Sounddan çok bizim tavrımızı takip etmeleri daha önemli bizim için.
Sizde ne popçu ne de rockçu duruşu var. Bir yanınız mesafeli bir yanınız samimi görünüyor. Siz kendinizi nereye koyuyorsunuz?
Belli bir yere koyamıyoruz kendimizi. Bazen biz de bunu hissediyoruz. Çok havalı sananlar, züppe sananlar, müziği sadece keyif için yaptığımızı sananlar da var. Zamanla oturacak bir şey bu sanırım. Grubumuz yapma ve üretme odaklı. Ancak dışardan tepkiyi alınca kendinize farklı bakabiliyorsunuz. Mesela geçenlerde “modern pop” olarak tanımladılar hoşumuza gitti. Sadece elektro gitar çalınınca şarkı rock olmaz. Bi tarafından rock yapıyoruz ama tam olarak bir rock grubu değiliz. Bir albümde pek çok duygu olabilir. Tek önemli şey “devlet meselesi”dir ya da önemli olan sadece “aşk”tır demez kimse. Bir gün onu bir gün de bunu söyleyebilir. Bir gün aşık olup diğer gün sevgilisiyle kavga da edebilir. Bir konuyu sabitlemek yerine duruşumuzu sabitlemek istiyoruz. “Multitap” duruşunu yaratmak. Müzikal farklılığımız grup kurulmadan ya da beraber yaşamadan da vardı gerçi.
Feridun Düzağaç’ın “İyilik&Güzellikspor” albümüne sizi dahil eden de bu duruşunuz muydu? Nasıl dahil oldunuz albüme?
“Boş Ders Şarkısı” bize geldi, tam da bize göre bir şarkı denk geldi. (Gülüşmeler) O şarkı geldiğinde de çok daha başka türde bir müzikle ilgileniyorduk, onu öyle yaptık. Çok düşünmedik çalar mı çalmaz mı diye. Hesapla yaparsak şarkıları, olmayacağını hissediyoruz. Uzun vadede kendimize verdiğimiz bir söz var gibi. 20 yıl sonra da “Çıbık” şarkısını çalıp arkasında durabilmeliyiz.
Sahnede “cover” şarkılar söylüyorsunuz zaman zaman. Peki iki albüme de “cover” şarkı koymaktan özellikle mi kaçındınız?
Türkçe cover” olarak MFÖ’den çalıyoruz. Birkaç tane de yabancı şarkı var. İkinci albümü çabuk çıkarmak istememizin sebebi kendi şarkılarımızı daha çok söyleyebilmek, doya doya çalabilmekti. Ne olursa olsun başkasının şarkısı kendi şarkın gibi olmuyor. Albümde “cover” olmasından özellikle kaçındık çünkü kendi şarkılarımızı yapabiliyoruz.
Bu durumda şarkı üretemeyenler mi “cover” söylüyor?
Dürüstçe söylemek gerekirse bu bizce stratejik bir hareket. İnsanları kolay yakalasın diye. Ama bütün dünyada böyle bir durum var. Ki ilk yapıldığında belki de durum gerçekten daha samimiydi. Sonra ise çok planlı hale gelip özelliğini yitirdi. Güzel bir hoşluk olarak “cover” koyabilirsiniz ama o şarkıyla çıkış yapmak yanlış geliyor bize. Ki sahnede söylemek bile bazen angarya geliyor. Bizim şarkımızı da başka birinin albümünde duymak istemeyiz.
Arada bir de “Vay Arkadaş” filmi için müzik yaptınız ve şarkılar piyasaya çıkmadı.
Evet, albümü çıkmadı hatta DVDsi de çıkmadı sanırız. Ama bize yeni bir üretim alanı çıktı. Güzel şarkılar da yaptık ve Ali’nin sesini (Muhamed Ali Cihan) öyle keşfettik. İlk albümde vokal olarak yoktu. Film için sadece iki şarkı değil tematik müziklerini de yaptık. İçinden çıkan en enteresan şey de Ali’nin şarkı söylemesiydi.
Ali’yi nasıl keşfettiniz?
Beraber Massive Attack konserine gitmiştik. Sahneye kocaman bir adam çıkıp cool bir tavırla şarkı söylemeye başladı sırada da film müziği yapma durumumuz gündemdeydi. Biz de böyle bir şey mi yapsak diye düşündük. Kim olur derken Ali olur dedik. “Hazır ol seni kullanacağız” dedik. Ve gayet de güzel oldu.
“Vay Arkadaş” ve “Full Depo” yayınlanmadı. Neden ikinci albüme dahil etmediniz?
Sosyal medyada baya bi paylaştık aslında. Ki “Full Depo”nun klibi de var.Albüme onu koymaktanda yeni bir şey koymayı tercih ettik. Ama yakın bir zamanda o şarkıların dijital ortamda indirilmesini sağlayabiliriz.
Prodüktörünüz aslında oyuncu olan Demet Evgar. O’nun prodüktör olması neyi değiştirdi ya da kolaylaştırdı?
Her şeyi kolaylaştırdı aslında. Bir kere sanatçı bir prodüktörünün olması büyük avantaj. Demet’le albüm öncesi şirketlerin durumunu konuşurduk. Her şeyi istediğimiz gibi yapmamızı sağlayan kimse yoktu neredeyse. O da benzer bir durumdan şikâyetçiydi. Kendi şirketini kuracağını söyledi. Ona bir de müzik kolu ekledik ve biz çok özgür bir ortamda çalıştık. Serbestiz tamamıyla.
Peki, bu şartlarda müzikten para kazanıyor musunuz?
Sadece müzik yapıyoruz. Yaşayabiliyoruz, geçinebiliyoruz. Daha önce başka bir iş yapmadık. Hep birileriyle sahnedeydik, çaldık. 4 zeki adam sadece para kazanmak istese yapacağı son şey müzik olurdu. Güzel bir şey yaşıyoruz ve maddi bir karşılık için yapıyoruz gibi gelmiyor. Cem Yılmaz der ya “Ben bu işi para için yapmıyorum ama yaptığım şey para getiriyor.” Bizimki de onun gibi aslında. Grup olmadan önce de benzer kafalardaydık.
Albümdeki “Masumiyet” şarkısında bir film müziği havası var. Aslında bir film için yapılıp sonra mı albüm şarkısına dönüştü?
Şarkının en dikkat çeken özelliği o, evet bir film müziği havası var. Benzer yorumlar geldi. Özellikle yapılmış bir şey değil. Trompet melodisi ilk olarak ıslıkla çalınmıştı. Sonre neden trompet olmasın dedik ve bu kıvama geldi.
“Baba“ filminde kullanılsa olurmuş meselaJ
Öyle birçok filmde kullanılabilir aslında. Bir Spagetti western de olur. Tarantino’nun bir filminde de olur.
Şu anda kliplenmesi muhtemel şarkı hangisi? Ya da albüm yaparken “bunu kliplendirelim” dediğiniz bir şarkı var mıydı?
Aslında başa baş gidiyor birkaç şarkı. “Kızın Annesi”ni biz çok seviyorduk. Ama araya başka bir şarkı girecek gibi. “Mutluyum” şu anda önde gidiyor. İlk albümde de “Battaniyem” ve “Bi’şey Mi Var?” kliplenmişti. Ama araya “Çıbık” girmişti. Albüm yaparken her yeni şarkısı sonrasında “budur” diyorduk amaJ Son şarkıya kadar da böyle oldu. Dışardan gelen tepkiler de etkili oluyor gerçi. Bizim için her şarkı aynı değerde, dinleyicinin talebi de önemli.
Ekşi sözlük’te sizin için “daha çok klip çekmelerini istediğim boyband” demişler. Siz boyband misiniz? :)
Boyband’ler genelde prodüktörün odasında tanışan kişilerden oluşur. Sen grubun sarışınısın sen esmeri vs. Biz de çok gülmüştük bu yoruma. Eve bir kamera yerleştirsek boyband olmadığımız anlarlardı. “Çıbık”taki hallerimize bakıp öyle bişey demiş de olabilirler tabi.
Şarkılarda ve kliplerde hep eskiye bir özlem hali var. Hatta “60’lar” diye bir şarkınız da var. Nedir eskiyle bağınız?
Bizim için müzikte ye ni dediğimiz şeyler çok ilerde olan şeyler. Yani henüz buralara uğramayan şeylerden bahsediyorum. Eski dediğimiz şey ise bize bormal gelen şeyler aslında. Biraz ilerden takip edince çabuk eskiyor gibi. Eski zamanlara ufak göndermeler yapıyoruz diyelim. “Vintage” seviyoruz aslında, değerini hiç kaybetmeyen şeyler. Bi’ de “60’lar” birçok şeyin kırılma anıdır bizce. O dönemi yaşamadık ama müzikte politikada kıyafetlerde çok farklı işler vardı. Hele ki rock müzikteki değişim ve gelişim daha başkaymış o zaman. Biz orada takılıp kalmıyoruz ama. O zaman o grupların yaptığı müzik endüstriyel değilmiş. Atlayıp bir otobüsü her yeri dolaşıyorlarmış. Biz de öyle bir şey yapmak isterdik. Yapabildiğimiz kadar yapıyoruz ama bir yere kadar. Bi de geçmişte iyi hatırladığın bir şeyi bugüne getirmek güzel bizce. Yaşadığımız günün hakkını da veriyoruz tabi bir yandan. Günün teknolojisini de kullanmayı seviyoruz.
Ahmet Kamil Taşkın
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
|